Masallara düşmanım artık...
"Neden?" diye sormayın. Zira "neden"lerim biraz garip! Hatta azıcık delice... Evet, evet... Kesinlikle garip, kesinlikle delice! Benden başkasına anlatabilir miyim, bilmiyorum. Doğru cümleleri kurabilir miyim, bilmiyorum. Hem haydi, güzel bir şekilde anlatmayı becerebildim diyelim. Anlattığım kişi, benim anlattığımı, anlattığım şekilde anlar mı, bilmiyorum. Hem benim kadar önemser mi, onu da bilmiyorum. Sizin anlayacağınız, bu fikirlerin nakli mevzuu tam bir muamma...
İşin özünü söyleyeyim en iyisi. Benim için önemli ve fakat hakikat-i halde gereksiz ve boş bir konu...
Evet, en doğru ifade bu olacak galiba...
Geçenlerde masalları düşünürken erkek karakterlerin belirsizliğine takıldı zihnim. Yani Pamuk Prenses'i, Kül Kedisi'ni, Rapunzel'i bir şekilde diğer kadınlardan ve prenseslerden ayırt edebilirsiniz. Yolda görseniz "Aaa bak, Rapunzel! Aaa bak, bu da Pamuk Prenses!" diyebilirsiniz. Bunu yapabilecek kadar farklılıklarını ve karakter özelliklerini bilirsiniz. Fakat bu üç masalın prensleri birbirinden nasıl ayrılır? Nasıl fark edilir? Kişilikleri nasıl belirlenir?
Haydi, biraz daha hayalperest olalım! Çılgınlık yapalım!
Hani olmaz, ama ya bu üç prensesi kafaya alan aynı prens çıkarsa, o zaman ne olur?
...
Gülmeyin halimize...
Bu masallarda sahiden bir acayiplik var. Doğu masallarında da kadın karakterlerin belirsizliğine takılırdım eskiden, Mecnun'un Leyla'dan daha fazla rol kapmasını eleştirirdim. (Sanki Leyla, Mecnun kadar sevmiyor?) Fakat şimdilerde de Batı kaynaklı masalların erkekleri dekor kılmasına kızıyorum.
Yahu yok mu bunun bir ortası?
Hakikaten Leyla ve Mecnun hikâyesinde, Aslı ve Kerem'de, Ferhat ile Şirin'de hep erkekler ön plandadır. (Hatta erkek karakterler bir yönleriyle kadınımsıdır. İki karakterin acıları bir karakterde anlatılmaya çalışılır.) Kadın karakterler âşık olunan olmalarına rağmen, hikâyenin aksiyon kısmında geri planda kalırlar. Bunu belki, Doğu toplumlarının kadın hayatını fazla nazara vermeyen, edep anlayışı içinde değerlendirebiliriz. Fakat Batı'nın bu halini neyle izah edeceğiz? Bunların bu erkek düşmanlığı nereden geliyor?
Gülmeyin lütfen...
Daha fazlası var.
Kül Kedisi masalı mesela...
Erkekler aptal yerine konuyor... Bir insan bir gece boyunca dans ettiği kızı nasıl tanıyamaz ya? Haydi, alkollüydü; kafası iyiydi, diyelim. Tamam, anlamaya çalışıyoruz. Sabah olunca yüz de dâhil pek çok şeyi unuttu. Peki, gelecekteki eşini belirlerken bir camdan ayakkabıya nasıl güvenir ya? Hem bu Kül Kedisi'nin ayağı nasıl bir ayaktır? Nasıl bir ayaktır ki, kalıbı yalnızca kendisinde vardır. Toynak mıdır, nedir? Bir ayakkabı bütün şehri gezer de nasıl hiç kimsenin ayağına uymaz? Hem bu kral, böyle acayip bir işe nasıl müsaade eder? Krallığın prestiji ne olur? Hem bu prens nasıl bir alıktır ki, bir gece dans etmesi, evlenmesi için yeterlidir.
Falanlar, filanlar...
Pek bir isyankârım bugünlerde...
Ama haksız mıyım? Nedir bu erkeklerdeki siliklik? Neden biz bu kadar belirsiziz bu masallarda? Yoksa "Erkek değil mi, alayı bir" anlayışının sonucu mu bu masallar? Böyle bir alt yapımın, fikriyatın ürünü mü? Yazık, yazık... Bu masallarda prens rolünü kapmak için kendini paralayan erkek çocuklarına yazık... Başrol aldıklarını sandıkları oyunda, figüran olduklarının farkında bile değiller... Belki Pamuk Prenses'i öpüp uyandıran prensin, masaldaki üvey anne kadar, ayna kadar bile rolü yok...
Yazık bize ya...
|